Değerli Grup Üyeleri,
Sayın Ahmet S. Akagün’ün Grafikerler Meslek Kuruluşu, Haberleşme Listesi’ne gönderdiği yazıyı sizlerle paylaşmak istedim. Sizce de bir teşekkür gerekmez mi?
Esat Papila
Grup Moderatörü
.....................................
Nasıl bir ülkedeyiz 'e bir örnek...keyfimizi kaçıracak belki ama gerçek...
Bu mu olmalı, bu mantığı kıracak neler yapıyoruz, kişisel olarak...
Teşekkür etmek, tebrik etmek bu kadar zor birşey mi ?
Doç.Dr. Neva Çiftçioğlu a başarılarından dolayı ve düşünceleriden dolayı,
insanca duygularından dolayı tebrikler ve teşekkürler. Kendi adıma...
Ahmet S. Akagün
.....................................
Doç.Dr. Neva Çiftçioğlu, "Avrupa'nın Japonyası" sayılan
Finlandiya'da doçentlik unvanını alan ilk yabancı oldu.
Kireçlenmelerin müsebbibi bir mikrobu buldu: Nanobakteri!Bu buluşu
nedeniyle dünyanın her yerinden davetler, ödüller aldı. Aynı mikrobu
Mars'ta keşfeden Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi (NASA) onu
birlikte çalışmaya çağırınca 2.5 yıldır ABD'nin kalbine girmeyi
başaran tek Türk kadını oldu. Önümüzdeki yıllarda da kalp ve böbrek
hastalıklarının teşhisine ilişkin, patenti yüzlerce milyon dolar
değerindeki önemli bir buluşu açıklanacak. Ama Türkiye onu
tanımıyor. Şu ana kadar Türk yetkililerden aldığı tek bir tebrik
bile yok. Yıllar önce tezini çöpe atan Türk üniversiteleri hala
birlikte çalışma teklifini kabul etmiyor. Bilim dünyasında
ona "Türklüğünden vazgeç, daha çok parla" diye akıl verenlere ise
inatla "Asla" demeye devam ediyor.
* Siz neyi keşfettiniz?
Finlandiya'ya gittiğim sıralarda söz konusu bakteri problemini
bulmuşlardı ama ne olduğunu bilmiyorlardı. Ben onların bulduklarının
aslında ne olduğunu bulup, onlara bunu göstermenin yolunu buldum.
Meğerse bütün vücuttaki tıkanıklıklar, kireçlenmeler bir mikrop
yüzünden oluyormuş; ben buna "nanobakteri" nin neden olduğunu ortaya
çıkardım.
* Türk olduğunuz için hiç tepki aldınız mı?
Türk olmam kadın olmamdan da büyük sorun oldu. Zaten benim Türk
olduğum hiç anılmadı Finlandiya'da. Vatandaşlık başvurusu bile
yapmamış olmama rağmen beni hep bir Finli gibi tanıttılar dünyaya.
Mesela NASAya giderken Finlandiya'daki bir gazete "NASA'ya giden ilk
Finli" diye başlık attı. 1996'da bütün başarılı bilim insanlarının
bulunduğu bir törene çağrıldım; törende Türk bayrağının altına
gittiğimde beni oradan alıp, Finlandiya bayrağının altına aldılar.
Ve o kadar ağrıma gitti ki bu...
* NASA sizi nasıl keşfetti?
Finlandiya Hükümeti, buluşumu bilim dünyasına açıklamakla
görevlendirip 1996'da beni ABD'ye gönderdi. New York'taki Cold
Spring Harbor Labratories'e gittim. Burası dünyanın dört büyük
laboratuvarından biridir ve böylece NASA'nın da buluşumdan haberi
olmuş oldu. Meğerse onlar da o tarihlerde aynı bakteriyle Mars'ta
karşılaşmışlar?
* İnsanlarda kireçlenmeye neden olan mikrobun aynısı Mars'ta da mı
var yani?
Mars'tan düşen bir taşta karşılaştıkları bakteriyle benim bulduğum
bakterinin şekilleri, boyutları aynı çıktı. Bunun üzerine birlikte
bir enstitü kurduk: Astrobiology Institute. Çalışmaların sonunda
NASA baktı ki uzaktan doğru olmuyor, beni kendi içine çağrıldı.
* NASA'ya 11 Eylül saldırısından bir ay sonra girmişsiniz. Sizi
hemen aralarına kabul ettiler mi?
Zaten o kadar çok araştırma, hatta sizin haberiniz bile olmadan o
kadar çok kişilik testi yapıyorlar ki aralarına girdiğinizde artık
sizi kabul etmiş oluyorlar. Mesela nasıl bir Müslüman olduğumu tam
olarak anlayamamakla birlikte son derece saygılılar. Diyelim ki bir
yemeğe gittiğimizde benim önüme hiç uyarmama bile gerek
kalmadandomuz eti konmamış farklı bir mönü gelir. Soran olursa
da "Neva tavuk seviyor" diye geçiştirirler.
* Aldığınız nefesi bile izliyorlar mıdır sizce?
Evde dahi izlendiğimi biliyorum. Hatta kimilerine göre uydu
aracılığıyla şu anda nerede olduğumdan bile haberleri var. Çıktığı
gün bu röportajdan da haberleri olur, konuştuklarımız incelemeye
alınır.
* Türk kimliğiniz Müslüman olmanızdan daha büyük sorun galiba?..
Bakın ben aynı zamanda bulduğum bakteriyle ilgili olarak ABD'de
büyük bir firmanın da sahiplerinden biriyim. Firmanın CEO'su olan
kişi bana daha iki hafta önce "Senin Türk olmandan yoruldum" dedi ve
bana ABD vatandaşlığına geçmemi önerdi. Zaten bunu herkes söylüyor.
Çünkü bir Türk olarak vize almanız çok zor; NASA çalışsanızbile zor.
* Vazgeçmeyi düşündünüz mü?
Türklüğümden mi? Asla! Ben milliyetçi olduğumu bilmezdim ama
dışarıda kalınca insan ülkesinde kızdığı şeyleri bile özler hale
geliyor.
* Peki Türkiye sizi, sizin Türkiye'yi sevdiğiniz kadar seviyor mu?
Zaten yurtdışında asıl hayret ettikleri de bu: "Sana hiç kimse sahip
çıkmıyor. Sen neden Türk olmak da ısrar ediyorsun?" diye soruyorlar.
NASA'ya mı girdi? Aferin demek Sabancı'da başladı!
Anne ve babamın çevresi benim ne iş yaptığımı bir türlü anlayamıyor.
Kalp üzerinde mi çalışıyorum, böbrek mi yoksa Mars mı? Mesela babama
bir tanıdığı ne yaptığımı sorup, "NASA'da" yanıtını alınca "Ya
aferin, demek Sabancı'da başladı!" demiş. Pes dedirten olaylar
Doçentliğimi Ankara değil Finlandiya verdi
Ankara Tıp Fakültesi'nde asistanım, doktoramı bitirmek üzereyim.
Astım hastalığı üzerine bir tez hazırlayıp hocalarıma sundum. O
zaman bölüm başkanı olan bir hocamız hastaların yanındayken tezimi
aldı, yüzüme baktı ve sonra "Bu tez çöpe atılır" deyip herkesin gözü
önünde kapağını bile kaldırmadığı tezimi çöpe attı. O çöpe atılan
tezim birkaç yıl sonra tıp dünyasının üç büyük bilimsel dergisinden
birinde yayınlandı. Ankara bana doçentliğimi vermedi. Sırf bu yüzden
Finlandiya'da doçentlik unvanım alan ilk yabancı oldum.
Proje önerdim 'iş mi arıyorsun' dediler
Finlandiya'da bakteri çalışmalarını yaparken Bilkent Üniversitesi
Rektörü ve Genetik Bölümü'ne başvurarak "Gelin bunu birlikte
yapalım. Patenti Türkiye'ye ait olsun" dedim. Bana gelen yazılı
yanıtı hala saklıyorum: "Siz galiba iş arıyorsunuz" deyip, önerimi
kabul etmediler. Hacettepe Tıp'a da aynı öneride bulundum. Orası
da "Bu bizi aşar" yanıtını verdi. Oysa Finlandiya'da yaptığım her
şeyi Türkiye'de de yapabilirdim ama neden bilmiyorum kabul etmek
istemediler.9 ay sadece dışkı tahlili yaptırdılar
Vatan hasreti artık dayanılmaz boyutlara ulaştığı için bir dönem
Türkiye'ye dönüp Başkent Üniversitesi'nde çalışmaya başladım. Ancak
Finlandiya'daki bütün çalışmalarımı bırakıp benden mikrobiyoloji
kliniğinde dışkı tahlili yapmamı istediler. Bu işi 9 ay boyunca
yaptım. Sonunda Finlandiya'daki profesörüm "Orada ziyan oluyorsun"
diye isyan etti ve Türkiye'ye beni almaya geldi. Başkent
Üniversitesi'ne bu gelişimde 3. kez aynı teklifi götürdüm. Prof. Dr.
Mehmet Haberal'a sunduğum teklif şöyle: "Şirkete ortak olun, size
burada bir enstitü kurayım. ABD'deki teknolojiyi Türkiye'ye
aktaralım. Şu anda prostat kanserlerinin teşhisinde kullanılan bir
sistem var. Bu sistem size ABD'de birlikte çalıştığım şirketten
geliyor. Yaratan benim Hocam... ABD'den gelmesin bize, bizden ABD'ye
gitsin bu sistem. Gelin bunun patentini bir Türk üniversitesi alsın.
5 sene sonra bütün dünyaya gelecek bu sistem için Türkiye
milyonlarca dolar ödeyecek; onlar bize ödesin." Ama Haberal üçüncü
kez "Biz ortak olmayız, kendimiz yaparız" diyerek önerimi kabul
etmedi. Hiçbir Türk yetkiliden tebrik almadım
Bana yurtdışında "Everest'in tepesine bayrak diken kadın" gözüyle
bakıyorlar ama bugüne kadar yaptığım hiçbir buluş, hiçbir çalışma
için hiçbir Türk yetkilisinden tebrik almadım; hiçbir Türk yetkilisi
tarafından aranmadım.
Sadece bir kişi: Nasıl duydu bilmiyorum
İskandinav Tıp Ödülü'nü kazandığım zaman Ziraat Bankası'nın eski
Genel Müdürü bir tebrik kartı gönderdi; hâlâ saklarım. Elimde sadece
o kart var o kadar.
--